Bozkır Postası Tarafsiz Siyasi Bölge Gazetesi

Torosların Bilinmeyen Tarihi Bize Ne Anlatıyor (2)

toroslarin-bilinmeyen-tarihi-bize-ne-anlatiyor-2

ROMA ORDUSU HOMANEDEİSLERİ YOK ETMEK İÇİN SEFERE ÇIKIYOR
20 Şubat 2019 Çarşamba 09:51

 Bugün İbradı, Derebucak ve Seydişehir sınırlarının kesiştiği bölgede kalan ve sarp dağlardan oluşan coğrafyada yaşadıkları sanılan Anadolu'nun unutulan yerli halklarından Homanadlar, hem Anadolu'yu egemenliği altına almak isteyen İskender'in ardıllarını ve Romalı'ları en çok uğraştıran topluluklardan biridir. Romalılarla Homanadlar arasında geçen ve M.S 6'da yapıldığı düşünülen 'Homanadeis Savaşı', Torosların bu zorlu coğrafyasında gerçekleşmiştir. Romalıların bölgeyi kontrol altına alarak kolonileştirme politikalarına karşı en büyük tehdit olarak gördükleri Homanadlar'ı etkisiz hale getirmek için girişilen savaşın komutanı S. Quirinius'un bugünkü Yalvaç'tan yola çıkarak bölgeye geldiği varsayılıyor.

SARP DAĞLARDA ROMA KUŞATMASINA ÜÇ YIL DİRENDİLER

"Romalılarla bir meydan savaşı yapacak güçte olmayan Homanadlar dağların zirvelerine çekilerek çete savaşları ve savunması yapmış olabilirler. Onları Roma'ya karşı güçlü yapan arazilerinin çok sarp ve ulaşılması güç oluşudur. Ağırlıklarıyla bir Roma ordusunun bu dağlık ve geçit vermez yükseltilerde harekâtı sürdürmesi zor olmuştur. Ayrıca kuşatma için gerekli teçhizatı getiremeyen S. Quirinius onların yuvalarına tırmanmak yerine uzun zaman isteyen fakat sonucu etkili olan bir yöntem uygulamıştır. Bu da onları ablukaya alıp, açlıkla teslime zorlamaktır. Bu abluka süresini W.M. Ramsay üç yıl olarak tahmin eder. Bu üç yıl olmasa bile, onların Romalıları hayli uğraştırdığı bir gerçektir. Bu stratejide başarı sağlayan S. Quirinius, Homanadları teslim olmak zorunda bırakıp, kalabalık nüfuslu bir kabilenin yaşadığı Homanad şehri ile 44 müstahkem kalesini tahrip ederek ikinci bir direnişe geçecek gruba dayanak noktası bırakmamıştır… Homanadların yenilmesinden sonra Roma böyle bir sorunla tekrar karşılaşmamak için daha önce başlamış olan koloni kuruluşlarını tamamlarken bunlarla bağlantıyı sağlamak amacıyla başlanmış olan yol şebekesinin de yapımına hız vermiştir." (3)

ZAMAN GEÇER, ZULÜM GEÇMEZ: İSAURALILAR VE BİZANS ÇATIŞMASI

Helenistik ve Roma dönemlerinde büyük ordularla bastırılmaya çalışılan İsaura ve Homanadeis halklarının özgürlük tutkusu da savaşçı ruhları da hiçbir zaman iflah olmayacaktır. Savaşın ardından Roma ordusu tarafından tutsak alınarak dağıtılan Homanedeislerin torunları nerede ve nasıl yaşadılar, hangi kentlerin içinde eriyip gittiler bilmiyoruz ancak İsauralıların torunları Anadolu'da Roma'nın ardılı olan Bizans döneminde de hem iktidar oldular hem de iktidara karşı çetin gerilla savaşları yaptılar:



'BİZANS ORDUSU DAĞLIK İSAURANIN KALELERİNİ YERLE BİR ETTİ'

"İ.S. 474 ve 476'da iki kez Bizans imparatorluğu tahtına oturan İsauralı Zeno 491'de ölünce yerine sarayın üst düzey yetkililerinden 61 yaşındaki Anastasius geçti. Bunun üzerine İsauralı'lar ayaklandılar ve başkent Konstantinapolis'e doğru yürüyüşe geçtiler. İsauralılar'ı Cotiaeum'da (Kütahya) durduran Anastasius'un askerleri öfkeli halkı dağıtarak mağlup etti. Bu olayın ardından İsauralılar ile Bizans'ın yeni yönetimi arasında uzun süren bir gerilla savaşının başlamasına neden oldu. İsauralı'ların yeni lideri olan Longinus'u ele geçiren Bizans ordusu, dağlık bölgedeki İsaura kalelerini de yerle bir etti. Bizans'ın doğu sınırındaki ana karargâh olan Antakya ile başkent arasındaki ulaşım yolunu kesme tehlikesi bulunan İsauralı'ların kontrol altında tutulması önemliydi. Çünkü bu hırçın halk aynı zamanda Kilikya'nın iç kesimlerindeki zeytin çiftlikleri için de tehditti. Bu bölge başkentin hububat vergisi ihtiyacını karşılamak için ürettiklerinin çoğunu Konstantinapolis'e gönderiyordu. (4)

İSAURALI İMPARATORLAR ZAMANI VE TASVİR KIRICILIK

İsauralı imparatorlar, yıkılan Roma'nın ardından iç çatışmalar ve iktidar savaşlarıyla yıpranan Bizans'ın da tarihten silineceği beklentilerinin yükseldiği dönemlerde ortaya çıkarak ülkeyi ayakta tuttular. Doğudan ve batıdan gelen saldırıları püskürten ve ardından kilisenin toplum üzerindeki etkisini sınırlandırmak isteyen İsauralı İmparator III. Leon döneminde (M.S. 717-741) ortaya çıkan ikona kırıcılık (ikonaklazm) hareketi, kabaca dini tasvirlerin kullanımının yasaklanması anlamına geliyordu.

İMPARATOR LEON SARAYINDAKİ İSA TASVİRİNİ SÖKTÜRÜYOR

"726 yılında III. Leon ilk defa olarak tasvirlere karşı açıkça yer aldı, buna ise kısa süre önce başşehirde bir süre kalmış olan Anadolulu tasvir düşmanı piskoposların tesiri sebep olmuştu… İmparator önce tebaasını tasvirler kültünün yakışıksızlığına ikna etmek için vaazlarda bulundu. Ancak imparator pek az sonra işi fiiliyata dökerek subaylarından birisine imparatorluk sarayının bronz kapısı üzerinde bulunan İsa tasvirini söktürttü… 17 Ocak 730'da imparatorluk sarayında en yüksek kademedeki dini ve dünyevi erkânı toplayarak kabul edilecek emirnameyi onlara gösterdi. Patrik Germanos bunu imzalamayı reddedince azlolundu… Tasvir aleyhtarı emirnamenin ilanı ile tasvir düşmanı doktrin kanun kudretini almış oluyordu. Bununla ikonaklast (tasvir kırıcı) hareket başlamış oldu: Tasvirlerin imhası ve bunlara ibadet edenlerin takibi." (5)

EŞKİYA KİMDİR, HAYDUT KİME DENİR, ZULÜM NE YANA DÜŞER USTA?

İsauralılar ve daha önce yakın coğrafyada yaşamış olan Homanadlar batılı tarih yazıcılarının hemen hepsinin gözünde birer eşkıya gibi görülür. Buna, aktardıklarını yukarıda alıntıladığımız Amasyalı antik çağ coğrafyacısı Strabon da dâhildir. Strabon'a göre 'dağlık Kilikya'nın yukarısındaki bölgede yer alan İsaura coğrafyasında aynı zamanda yoksul bir hayat vardır. Ancak bu yoksulluk daha çok dışarıdan bakıldığında zengin kıyı ve liman kentleri ile görece 'gelişmiş' büyük kentlerle yapılan kıyaslamaların sonucudur. Coğrafyanın gerçekliğinin ve üzerinde yaşayan insanlara sunduklarının belirlediği sınırlar içerisindeki yaşama daha yakından bakıldığında bir yanıyla 'zengin' bir yaşamın olduğu da söyleyebiliriz. Bu tamamen yaşama bakışla ilgili bir çıkarımdır. Örneğin bugün de İsaura'nın bulunduğu coğrafyadaki irili ufaklı yerleşimlere bakıldığında konformizmin uzağında bir görüntü göze çarpabilir ancak asıl konforun Taşkent'in özgür doğasında mı yoksa güneyindeki sahil kenti Alanya'nın betona boğulmuş kıyılarında mı olduğu tartışılabilir bir durumdur. Yine de adına 'medeniyet' denilen sahte konformizmin betonarme, plastik, demir ve çelik aracılığı ile kıyılardan İsaura'nın bugünkü coğrafyasına doğru hızla yayıldığını söylemek yanlış olmaz.

İSAURA COĞRAFYASINDA BİR TÜRKMEN BEYİ: NURE SOFİ

İsaura ve çevresindeki coğrafyada yaşayan halkların antik çağdan başlayıp Bizans dönemine kadar süren trajedilerle dolu yaşamları Türklerin bölgeye yerleşmelerinden sonra da devam eder. Selçukluların uçlara yerleştirdiği gruplardan biri olan Nure Sofi önderliğindeki Karamanoğulları Mut, Ermenek, Silifke ve İsaura bölgesinde uzun yıllar etkili oldular. 

Karamanoğulları'nın Mut ve Ermenek bölgesine yerleşmelerini sağlayan Alaeddin Keykubat'ın 1237'de Kayseri'de zehirlenerek öldürülmesinin ardından iktidara getirilen oğlu 2. Gıyaseddin Keyhüsrev'in Türkmenlere yönelik baskı politikalarına karşı 1239-1240 yılında gerçekleşen Babai isyanında Baba İlyas'ın yanında yer alan Nure Sofi, kanlı bir şekilde bastırılan isyanın ardından Ermenek'te örgütlenerek bölgedeki Türkmenleri yeniden toparladı ve beyliğin temellerini oluşturdu.

KARAMANOĞULLARININ TARİH SAHNESİNE ÇIKTIĞI BÖLGE

Anadolu Selçuklu devletinin 1243 Kösedağ yenilgisini ardından önce zayıflayıp ardından ise Moğolların güdümüne girmesinden sonra ortaya çıkan beyliklerden biri olan Karamanoğulları, Osmanlılardan sonra Anadolu'daki en güçlü beyliklerden biri olmuştur. Beyliğin sınırları bir dönem Anamur'dan Kayseri'ye, Akşehir'den Niğde'ye kadar uzanarak büyük bir alanı kontrol eder duruma gelen Karamanoğulları'nın Selçuklu'nun çöküş evresinden başlayıp Osmanlıların yayılma dönemine kadar süren ilişkileri de hep inişli çıkışlı oldu. Hem Selçuklu hanedanıyla hem de Osmanlı hanedanıyla kanlı savaşlar yapan Karamanoğulları Beyliğinin adı en çok bilinen lideri olan Mehmet Bey'in ve ailesinin bazı üyelerinin mezarı bugün Ermenek'e bağlı bir köy yerleşimi olan Balkusan'da bulunuyor.

SULTAN MURAD KARAMAN İLLERİNDE TAŞ TAŞ ÜSTÜNDE KOMADI

Karamanoğlu İbrahim Bey'in Osmanlı sınırlarında yaptığı akınların zor durumda bıraktığı Sultan II. Murad, o sırada topraklarını genişletmek için sefere çıktığı Rumeli'de ağır mağlubiyet yaşamasının ardından 1444'te Haçlılarla barış anlaşması yapmak zorunda kalınca öfkesini dindirmek için İbrahim Bey'i ortadan kaldırmak için Bağdat'taki dört mezhep otoritesinden dini fetva aldı. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, bu olayı şöyle naklediyor: "Sultan Murad, muahedenin (anlaşma) imzasını müteakip bütün hıncıyla Karamanoğlunun üzerine yürüdü. Onun yaptığı fenalığın kat kat acısını çıkardı, geçtiği yerlerde taş taş üstünde bırakmadı denilecek kadar tahribat yaptı, ırz ve namusa tecavüz suretiyle şeni (çirkin, kirletici, utanç verici) haller vukua (meydana) geldi. Âşık Paşazade bu olayı şöyle tasvir ediyor: 'Vilayet-i Karamanı şöyle vurdular kim köylerini ve şehirlerini elek elek ettiler, harap ettiler, Karamanoğlu kaçtı, Taş'a (Taşeli'ne) girdi. O yıl er oğlan ve kız doğdu meçhul-ün nesebdir (kimden doğduğu belli olmayan)." (6)

'ÇANAKKALE GEÇİLMEZ' DİYENLERİN ARASINDA 300 BOZKIRLI

Uzun yıllar süren derin bir sessizliğin ardından bugün kendi geçmişiyle ilgili öyküleri tarihin ve coğrafyanın hafızasından usulca çıkarmaya başlayan Orta Torosların koynundaki İsaura, zamanın sadece geçip giden anlardan ibaret olmadığını anlatıyor bize. Suyun taşı, taşın ağacı, ağacın kuşu, kuşun insanı biçimlediği bu masal coğrafyası görünürde sert ve hoyrat, derininde ise kökleri zamanın ötesine dokunan bir yaşamı barındırıyor. Bilinmez zamanlardan çıkıp gelen tarihsel akışın içinde Helenlerden Romalılara, Selçuklulardan Osmanlı'ya kadar birçok gücün iktidar savaşına tanık olan bu coğrafyanın insanı binlerce yıldır hep aynı ruhu taşıdı: Bu toprakları işgal etmek için Çanakkale'yi geçmeye çalışan batılılara karşı direnen Anadolu halkı içinde 'vatan için' ölüme koşanların yaklaşık 300'ü Bozkırlıydı. Toprağın hafızasında yatan zulme, baskıya ve haksızlığa karşı isyan duygusu, tarihin her döneminde tekerrür etmesi bize bu coğrafyanın ruhunun sürekliliğini anlatıyor.

AVCILIĞIN TARİHİNİ ASLANLARIN GÖZÜNDEN YENİDEN YAZMALIYIZ!

Avcılığın tarihini yazanların hikâyeyi hep avcıların gözünden anlatması, ezilenlerin hep av olma halinin değişmemesi üzerine kurgulanır. İskender'den bugüne hiç değişmedi bu anlayış. Anadolu'nun pek çok kenti, kasabası ve hatta unutulup giden kültür merkezlerinin öyküleri bu yüzden çok hepimiz için çok değerlidir. Medeniyet iddiasıyla gelip yerel kültürleri yağmalayan, onları değiştirip kendine benzeterek yozlaştıran, kişiliksizleştiren ve sonunda yok eden egemenlere karşı avcılığın tarihi aslanların ya da ceylanların, tavşanların, kekliklerin gözünden yeniden yazılması gerekir. Bu yapılmadıkça, avcıların anlattığı öykülerle büyüyen milyarlarca aslanın kafeslerde beslenerek büyüyen birer uysal kediden farkı kalmayacaktır.

***

Kaynakça:

1- (Mehmet Özsait, Helenistik ve Roma Devrinde Pisidya Tarihi. İ.Ü. Ed. Fak. Yay. 1985)

2- (Strabon, Geographika. Antik Anadolu Coğrafyası, Arkeoloji ve Sanat Yayınları)

3- (Mehmet Özsait, Helenistik ve Roma Devrinde Pisidya Tarihi. İ.Ü. Ed. Fak. Yay. 1985)

4- (Stephen Mıtchell, Geç Roma İmparatorluğu Tarihi. Türk Tarih Kurumu Yayınları. Çeviri: Turhan Kaçar)

5- (Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi. TTK Yayınları)

6- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri. TTK Yayınları.)

Yazar Yusuf Yavuz - Aralık 18, 2018 https://www.acikgazete.com/toroslarin-bilinmeyen-tarihi-bize-ne-anlatıyordu.

( S O N )


Haber okunma sayısı: 447



Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER


ÇOK OKUNANLAR

KONYA - HAVA DURUMU

KONYA

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ